Bu yaştan sonra…

Geçtiğimiz Şubat ayında doktoraya başladım. Üniversitenin kafelerinden birinde otururken yan masada farklı mühendislik derslerinden, ödevdeki sorulardan bahsediyorlardı. Ben bu dersi almıştım ama bahsettikleri konular ve soruların çözüm yöntemleri o kadar zor ve uzak geliyordu ki ben zamanında bunları nasıl öğrenmişim diye düşündüm. O zaman diferansiyel denklemlerle termodinamik soruları çözmek benim için kolaydı çünkü nöronlarımın arasındaki bağlantılar üniversite birinci sınıftan başlayarak farklı mühendislik problemlerini çözmek üzere şekilleniyor ve belli bağlantılar kuruyorlardı. Muhtemelen son sınıfa geldiğimde bu bağlantılar artık kalıcı hale gelmişti. Şimdi o dersten 6 yıl sonra kullanılmayan bu nöronlar arası bağlantılar zayıflamış hatta bazıları ise yok olmuş olabilir. 

Yeni bir beceri edinmek veya yeni bir konuda öğrenmeye başlamak ilk başta zorken zamanla öğrenmesinin ve uygulamasının daha kolay olmasının nedeni de beynimizde o alanla ilgili giderek daha fazla alakalı ve anlamlı bilginin yer almasıdır. Hata yapıp bu hatalarımızdan yeni bilgiler edindiğimizde ise beynimizde öğrenme daha da kalıcı hale gelir.

Çocukken hata yapmak hep daha kolaydır. Güneşi mora, bulutu kırmızıya boyayabilirsiniz, çizgilerin dışına çıkabilirsiniz, çarpım tablosunda da hata yapabilirsiniz. Eğitim sistemi içerisinde ilerledikçe hata yapmak giderek daha fazla cezalandırılır. Önce anaokulunda güneşi mor boyadığınızda, ilkokulda 7’leri yeterince hızlı ezberlemediğinizde, ortaokulda İngilizce kelimelerin Türkçe’sini öğrenemeyip yaptığınız her 4 yanlış için, sonra liseye geldiğinizde ise istediğiniz okula ve bölüme gidememenize karar veren kurumlar tarafından cezalandırılırsınız. 

Denemek, hata yapmak, yeniden öğrenmek, yeni alanlarda öğrenmeye cesaret etmek. Bunlar yetişkinler için belki de en zorlayıcı eylemler. Halbuki çevremiz, teknolojive toplumdaki değişimler bu kadar hızlıyken yeni bir şey öğrenmeden hayatta kalabilmek hem sosyal hem de ekonomik açıdan pek mümkün gözükmüyor. Başlayamamalarının nedeni ise daha önce hep yanlış olarak benimsetilen deneme ve hata yapmak var. Yetişkin olarak deneyerek öğrenebileceğimiz, hatalarımızda onları düzeltmek yerine doğru şekilde rehberlik edebilecek eğitmenlere ulaşabileceğimiz alanlar sınırlı. Bir de bu yaştan sonra öğrenmek zor diyen bir iç ses var. Hem bu iç sesin hem de ulaşılabilirlik probleminin üstesinden geldiğimizde ve denemeye hazır olduğumuzda beynimiz de bize destek olmaya hazır olacaktır. 

Biz de Yapan Çocuk’ta bunları düşünerek yetişkinler için de atölyeler hazırlamaya başladık. Kimler için mi?

Çocuklarını teknoloji atölyerine gönderen ama onlar geri döndüğünde evde heyecanla aktardıkları deneyimlerini anlayamayan aileler, birbirinden farklı soruyla gelen ve farklı ilgi alanları olan öğrencilerini yönlendirmekte zorlanan öğretmenler, mesleğinin geleceği konusunda endişelenen veya yeni beceriler edinmek isteyen pek çok yetişkin için. 

Adım adım rehberlik ettiğimiz ve her adımda biraz daha zorlaşan atölyeler düşünüyoruz. Yetişkinlerin seviyelerine uygun olarak onları yeni nöron bağlantıları kurmaya iten  görevler vererek aslında beyinlerini sıkılmaktan kurtarıp becerilerini geliştiren bir akış oluşturmayı hedefliyoruz. 

Öğrendiğiniz her bilgi ile yeni bağlantılar kuracak ve belki çocuğunuzun veya öğrenciniz anlattığı bir projeyle ilişkilendireceksiniz. Akşam eve döndüğünüzde veya ertesi gün sınıfta sizin de anlatacağınız havalı projeleriniz ve yeni becerileriniz olacak.

“Hello,World!” bu sefer hangi dilde?

Daha önce kaç kez bir programlama dili öğrenmek istediğinize karar verdiniz? Hatta internette “en iyi programlama dili”, “en popüler programlama dili” veya “en kolay programlama dili” diye aramalar yaptınız? Ben şimdiye kadar pek çok kez yaptım. Bazılarında karar verip gerekli yazılımları da indirdim. Bazen de o programlama dilinin benim ihtiyaçlarım için uygun olmadığını veya gerçekten çözmek istediğim problemler için çok daha fazla zaman ayırmam gerektiğini farkettim.

Öğrenmekten zevk aldığım, öğrendiğim her aşama da farklı problemleri çözebildiğim, yazılımcılar ve bağımsız öğrenenler tarafından giderek daha fazla ilgi çeken Python ile şimdilik çözüm bulduğumu düşünüyorum.

Öğrenmesi zevkli, çünkü sadelikten yanadır. Programlamaya yeni başladığınızı hayal edin, hangi programlama dilini öğrenirseniz öğrenin ilk alıştırmalar hep bellidir. “Hello, World!” yazdırmak veya sayıları toplatmak gibi… Şimdiye kadar denediğim Java ve C# (ve hatta Fortran’da 😊) bunu yapmak için kodun sonundaki parantezler de dahil olmak üzere ortalama 5-6 satır kod gerekirken Python’da bunu tek bir satırla yapabilirsiniz. Python’ı değişkenleri tanımlamayla uğraşmadan bir hesap makinesi olarak kullanmak bile mümkün. Bir programlama dilini öğrenmeye başlarken öğreneni kendine çekmesi ve başlangıçta hızlı ilerleme öğrenme sürecinin devamlılığını sağlayacak çekici bir faktör olabilir diye düşünüyorum.

Python özellikle yapay zeka (AI), büyük veri (big data) ve makine öğrenmesi (machine learning) gibi alanlarda kullanım için uygun bir programlama dili. Öğrendiğim programlama dilini geliştirdiğimde ortaya çıkarabileceğim farklı projeler bu açıdan heyecan verici. Yapay zeka projeleri geliştirmede sunduğu imkanlar ve dilin sadeliği Python’ı öğrenmede alçak bariyer dediğimiz bir ortam yaratıyor. Bu da farklı alanlarda çalışan yazılımcıların ve bilim insanlarının daha az zaman ve enerjiyle Python’ı öğrenebilmeleri anlamına geliyor. Ayrıca okunurluğunun kolay olması, takım halinde çalışmaya, projelerin paylaşılmasına ve daha da geliştirilebilmesine imkan veriyor.  

Programlama yapan insanların en çok kullandığı web platformlarından biri olan StackOverflow Python kullanıcı sayılarının giderek arttığını ve önümüzdeki yılda da nasıl artacağını gösteren yukarıdaki grafiği hazırlamış. Bu grafik sadece artan Python kullanıcılarını değil, diğer dillerin kullanımlarındaki ilginç dalgalanmaları da görmemizi sağlıyor.  

Bir atölye içeriğini hazırlarken kendi öğrenme sürecimi düşünür ve hangi anlarda en iyi hissettiğimi ve daha fazlasını öğrenmek için beni motive ettiğini tekrar hatırlamaya çalışırım. Python öğrenirken yazdığım kodları ilk seferde çalıştırmak çok keyifliydi. Hata verdiğinde ve o hatayı bir kaç deneme sonrasında çözebilmek ise çok keyfiliydi” diyerek açıklanamayacak bir durum bence. Atölye sırasında Python öğrenmek isteyenlere hata yapabilecekleri, deneyip yanılıp düzeltebilecekleri alanlar sağlıyoruz. Geride kalan değil daha çok deneyenler oluyor atölyelerimizde. Tüm bunların daha kalıcı öğrenme ve motivasyon sağlayacağını düşünüyorum. 

O zaman yazımızı, deneyip düzeltebileceğiniz veya farklı çözümler sunabileceğiniz bir problem ve Python kodu ile sonlandıralım. 

Aşağıda yer alan program, ismini ve okul numarasını giren öğrenciye bölümünü söylüyor. Tabi kod satırlarının arasında yer alan hatayı çözdükten sonra.

ad = input(“isminiz nedir?”)

no = input(“okul numaraniz nedir?”)

tasarim=”147″

elektronik=”258″

kodlama=”369″

bolum_bul=str((no)%10)

if bolum_bul in tasarim:

    print (“merhaba “, ad, “, tasarım bolumu ogrencisiniz”)

elif bolum_bul in elektronik:

    print(“merhaba “, ad, “, elektronik bolumu ogrencisiniz”)

else: 

    print(“merhaba “, ad, “, kodlama bolumu ogrencisiniz”)

print (“basarilar”)

Merak edince beynimizde ne olur?

Merak deyince aklınıza ne gelir? Benim aklıma suratında muzip bir gülümsemeyle 4-5 yaşlarında, bir şeyleri kurcalayan, üst üste koyan, parçalara ayıran ve inceleyen bir çocuk geliyor. Haydi bu senaryoyu inceleyelim:

  1. Muzip bir gülümseme: Mutlu oluyor, keyif alıyor, eğleniyor.
  2. 4-5 yaşlarında bir çocuk: Eğitim sistemimize henüze dahil olmamış, kreş veya anaokuluna gidiyor olabilir.
  3. Kurcalama, üst üste koyma, parçalara ayırma, inceleme: Keşfetme motivasyonu var.

Önündeki objeler çocuk için yeni ve farklı olduğundan merak uyandırır ve çocuğun beyninde hummalı bir elektrokimyasal süreç başlar. Yeni bir objeyle etkileşime geçme duyguları ve keyif almamızı etkileyen dopamin salgılanmasına ve iletişim hatlarının aktif hale gelmesini sağlar. Böylece beyindeki ödül mekanizmasını yani çocuğa keyif veren eylemlere geçmesini sağlayan sistemi harekete geçirir. Bu sistem çalıştığında çocuğun beyninde daha fazla keşfetme, yapma ve öğrenme motivasyonunu arttıracak sistemler aktif hale gelir. Özetle merak uyandıran objelerle karşılaşan çocuğun dopamin seviyesi artar, merak ettiği objeler ile olan etkileşimi ona keyif verir, keyif aldıkça da daha fazla keşfetme motivasyonu artar.

Merak, keyif ve keşif döngüsü

Merak olmadığında çocuğun veya yetişkinin yeni şeyler öğrenmeye, bilgi edinmeye ve bilgiler arasında bağlantı oluşturmaya motivasyonu olmaz. Merakın dahil olduğu herhangi bir durumda, beyin o durumla daha fazla ve daha iyi bir etkileşim oluşturur ve deneyimi zenginleştirir. Yani inanılmaz bir deneyimdi dediğiniz durumlara merak da dahil olmuştur. Bunların hepsi merakın etkisiyle salgılanan dopaminin beynimizi çevresindeki duyguları, bilgileri, bağlantıları emmeye hazır bir sünger haline getirmesiyle olur.

Merakın beynimize olan tüm bu etkilerini düşününce merakın dahil olmadığı sınıflarda konular anlatılırken neden içimizden dinlemek veya öğrenmek gelmediğini, bizde merak uyandırmayan bir konuyu araştırmanın bizi çok zorlamasını anlamak mümkün oluyor. Bu durumlarda ihtiyacımız olan şey merakı sınıflara ve bireysel öğrenme süreçlerimize dahil etmek.

Merak ve beyinle ilgili daha fazlası için okuyabileceğiniz birkaç kaynak:

Notlar: Sorgulayarak Öğrenme 

Yaparak öğrenme, teknolojinin erişilebilirliğinin artmasıyla farklı bir boyut kazandı. Ben ilkokuldayken iş teknik dersinde iğne, iplik, alçı, karton, boya, sunta gibi malzemeleri kullanarak yaptığımız projeler artık okullar için geçmişte kaldı. En pahalı teknolojik ekipmanları sunan özel okullar daha fazla öğrenci çekerken, devlet okulları ise bu araçlara sahip olmadıkları için umutsuzluğa kapılmaya hazır. Bu teknoloji araçları çocuklara farklı yetkinlikler kazandırmak için kullanılabilir. Ancak çoğu okulda teknoloji araçlarının kullanımı geleneksel eğitim sistemimize uydurulmuş durumda.  Hayır, bu teknolojilerden sınava girildiğinden bahsetmiyorum. Çocuklara tek tip kopyala yapıştır olarak sunulan teknoloji eğitimlerinden bahsediyorum. Çizgi izleyen robotlar, yanıp sönen ledler, 3B yazıcıdan çıkartılan hazır modeller…

Peki bunların ötesine nasıl geçebiliriz?

Sorgulayarak ve soru sorarak.

Çocukların sorgulamayı ve soru sormayı öğrenmesi hayat boyu öğrenme ve diğer pek çok 21. yy. yetkinliği açısından önem taşıyor. Bu noktada hem müfredattaki bilim konuları, hem çevremiz, hem de teknoloji bize pek çok kolaylık sağlıyor. Aslında düşününce öncelikle eğitmen adaylarına sorgulama ve soru sorma becerisini kazandırmanın önemi farkediliyor. Kalıcı öğrenmenin temelini sorgulama ve soru sorma oluşturuyor. Öğrenme beynimizde bağlantılar ile oluşur. Önceki bilgilerle yenilerini bağlayabildiğimizde ağ giderek karmaşıklaşır. Daha karmaşık bir bilgi ağı demek daha çok ve daha kolay öğrenme demek çünkü öğrendikçe ağ kurulabilecek bilgi sayısı da artar. Sorguladığımızda konu hakkında daha farklı bilgiler ortaya çıkarırız. Bu da daha önceki bilgilerle ilişkilendirme oranını artırır.

Öğrenme sayesinde nöronlar arasında oluşan yeni bağlantılarhttps://www.nytimes.com/2010/01/03/education/edlife/03adult-t.html

Günümüzde sıkça duyduğumuz Dewey ve Montessori gibi eğitimde önemli isimler sorgulamanın öğrenci merkezli eğitim tasarımında temel oluşturduğunu savundular. Hocalarımdan biri bir öğrenme sürecinin öğrenci odaklı olup olmadığını anlamak için o sınıfı dinlemeniz yeterli demişti. Ne kadar çocuk konuşup soru soruyorsa, o kadar öğrenci merkezlidir. Yani çocuklar için sorgulama odaklı öğrenme ortamları tasarlarken karmaşık yöntemlere veya teknolojilere ihtiyacımız o kadar da olmayabilir. Bu yüzden yöntemlerinm ve teknolojilerin sadece birer araç olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Önemli olan eğitmen olarak çocuklara ne sunarsanız sizden çok onlar soru sorar diye düşünerek başlamak. Sorgulama odaklı öğrenmede eğer sınıf bu yöntemle daha tanışmadıysa veya böyle bir çalışmaya alışık değilse ilk başta onları ısındırmak gerekli olabilir. Geleneksel eğitim sistemimizde çocukların ilk defa böyle bir yöntemle karşılaştıklarında sizin beklediğiniz katılımı sağlamamaları veya tepkileri vermemeleri normal sayılabilir. Çünkü çocuklar kendilerinden ne beklendiğini anlamayabilir. Bunun için aşağıdaki görselde yer verdiğim farklı seviyelerdeki sorgulama odaklı öğrenme yaklaşımlarını deneyebilirsiniz.

Banchi ve Bell’in araştırmasında yer verdiği sorgulama odaklı öğrenmenin 4 farklı seviyesi var. İlk seviyelerde öğretmen daha fazla sorumluluk alırken amaç çocukların soru sorma ve sorgulama süreciyle tanışıklığını artırmaktır. 4. seviyeye doğru çocuklar daha fazla sorumluluk alır ve araştırmayı kendileri oluşturmaya yaklaşırlar.  Son seviyede ise öğretmenden beklemek yerine merak ettikleri ve çevrelerindeki problemlere karşı soruları kendileri ortaya atar.

Banchi ve Bell’in sorgulama odaklı eğitim modelinde seviyeleri https://eric.ed.gov/?id=EJ815766

Sorgulama odaklı öğrenme yaklaşımını sınıfta uygulamaya başlamadan önce eğitmenin öğrencilerini göz önünde bulundurması faydalı olacaktır. Öğrencilerin benzer yaklaşımlara olan tanışıklığına göre daha alt seviyelerden de başlanabilir. 4. seviyenin daha fazla öğrenci merkezli olması sınıfınız için doğru yaklaşım olduğu anlamına gelmeyebilir. Mükemmel bir şekilde tüm bir dersi bu yaklaşımla tasarlamak yerine adım adım planlamak çocukların da farklı yaklaşımlara ısınmasını sağlarken eğitmenlerin de motivasyonlarını korumaya yardımcı olabilir.

Bu modeli ilk çalışmaya başladığımda internette farklı ülkelerdeki sınıflardan videolar izledim. Bu videolardaki sorgulama odaklı eğitim modelinin rahatlıkla uygulanışını ve öğrencilerin aktif katılımını görmem beni motive etti. Doktorada bilimsel hazırlık kapsamında Eğitim Fakültesi’nden aldığım ders için örnek ders tasarlarken önceki uygulamaları göz önünde bulundurunca aynı şekilde bir katılımı beklemenin pek de gerçekçi olmayacağını düşündüm. O yüzden tasarladığımız ilk derste daha öğretmen merkezli bir yaklaşım izleyip öğrencileri ısındırdık. Takip eden derste öğrencilere daha fazla söz hakkı verdiğimiz ama yine de bunun için çaba harcadığımız 2. ve 3. seviye arasında bir yaklaşımı denedik. Ders sonunda öğretmen adaylarıyla dersi değerlendirdiğimizde ise küçük yaş gruplarının merakları daha canlı olduğu için sorgulama odaklı eğitim modelinin daha kolay uygulanabileceği geri dönüşünü aldık. İnsan büyüdükçe merak duygusu neden azalır acaba? Kim bilir belki sorgulama odaklı modeli erken yaşta uygulamaya başlarsak ilerleyen yaşlarda da bu kadar zorluk çekmeyiz.

Öğrenme Üzerine

Hayat boyu öğrenme son zamanlarda çokça duyduğumuz kavramlardan biri. Daha başarılı olmak için hayat boyu öğrenen olmak gerekir gibi bir şey belki, belki de üniversitedeki hayat boyu öğrenme merkezinin ismini duydunuz ama ne yaptığını bile düşünmediniz. Hayat boyu öğrenme aslında öğrenmeyi öğrendiğimizde mümkün olabilir. Aksi halde her öğrenmek istediğiniz konuda veya yetkinlikte baştan başlamak gerekebilir.

Hayat boyu öğrenme mezun olduktan sonra katıldığınız kurslar, kişisel gelişim için öğrendiklerinizle tanımlanamaz. Bunların çok daha ötesinde günlük yaşantımızın bir parçası olmalı, alışkanlığa dönüşmelidir. Bu alışkanlığı küçük yaşta kazanmak kolay ve kalıcı olacaktır. Nasıl küçük bir çocuk yeni bir teknolojiyi  anneannesinden hatta anne ve babasından bile daha hızlı öğreniyorsa, hayat boyu öğrenme alışkanlığını da daha kolay kazanacaktır.

Ben bu kavramı üniversitedeyken duymuştum. Hocalardan biri biz burada size nasıl öğreneceğinizi öğretiyoruz yoksa her şeyi öğretmemiz mümkün değil demişti. Yeni konular, yeni teknolojiler öğrendiğimde bu söz aklıma gelir. Özellikle son yıllarda her dakika değişen teknoloji ve bilimdeki ilerleme ile sadece okulda öğrendiklerimizle kalırsak pek de yol katedemeyiz. Hele de bu değişim ve ilerlemenin hızının da devamlı arttığını düşünürsek çocuklara öğrenmeyi öğretmek programlarımızın en başında olmalı diye düşünüyorum. Teknoloji, çevremizdeki araçlar, günlük hayat hızla değişirken okulda öğrendiklerimizle gelecekte de başarılı olmak mümkün olmayacak. Çünkü çocuklarımız bugün sahip olmadığımız teknolojileri kullandığımız ve ismini bile duymadığımız mesleklere yönelecek.

Hayat boyu öğrenmeyi öğretmek sunumla veya teorik bilgilerle mümkün değil. En başta çocuklara nasıl öğreneceklerini öğretebileceğimiz eğitim içeriklerine ihtiyacımız var. Bu içerikler esnek olmalı, çocuklara keşfedebilecekleri alanlar sunmalı ve eğitimciler bu keşifleri yönetmek yerine onlara eşlik etmelidir. Çocuklara temel bilimlerin yanı sıra hem yeni teknolojileri deneyimleyecekleri hem de sosyal açıdan kendilerini geliştirebilecekleri bir öğrenme ortamı sunmalıyız.

Globaldigitalcitizen.org’da hayat boyu öğrenmeyi sınıflarımızda veya öğrenme ortamlarımızda nasıl uygulayabileceğimizi şu şekilde sıralamış:

  1. Çocuklara derin düşündürecek anlamlı sorular yöneltin.
  2. Hata yapmayı kabullenin.
  3. Çocukların birbirini desteklemesini sağlayın.
  4. Duygusal zekayı da dahil edin.
  5. Takım çalışmasını ihmal etmeyin.
  6. Merakı canlı tutun.
  7. Dünya genelinde sosyal farkındalığı yüksek tutun.

Bunlara ek olarak da içeriklerin hayat boyu öğrenmeyi desteklemesi için özgün öğrenme, zihin yapısını kurma, iç motivasyon, çoklu zeka ve sosyal öğrenme özelliklerine sahip olması gerekir.